SERVET ÖZKÖK - Bahçeşehir Okulları A.Ş. Yönetim Kurulu Üyesi

Her ulusal ekonominin ana hedefi yüksek katma değer yaratma süreçleri ile sürdürülebilir şekilde büyümektir. Ekonomi literatüründe katma değer yaratma ve büyüme için en önemli unsur beşeri sermaye/nitelikli işgücüdür. Günümüz büyüme modellerinin yoğunlaştığı konu ise, beşeri sermayenin kas gücünden daha çok beyin veya fikir gücünün ekonomik büyümeyi hızlandırdığıdır. O kadar ki, günümüzde birçok iktisat bilimci büyümenin yenilikler yaratabilen beşeri sermayenin yani inovasyonun varlığına bağlı olduğu düşüncesindedir. Nitekim bunu doğrulayan örnekler de çoktur.

Örneğin; San Francisco merkezli dünyanın en çok kullanılan ulaşım uygulamalarından biri olan Uber’in piyasa değeri 70 milyar dolara yaklaşmıştır. San Francisco merkezli ve 2008 yılında kurulan bir başka start up şirketi Airbnb 30 milyar dolarlık piyasa değeri ile dünyanın en değerli konaklama şirketidir. Airbnb, Hilton Hotellerinin 23,3 milyar dolarlık ve Hyatt Hotelleri’nin 6.8 milyar dolarlık piyasa değerlerinin toplamı ile eşit piyasa değerine herhangi bir otel veya oda sahibi olmadan ulaşmıştır. Aynı şekilde; Uber’in de kendine ait taksisi mevcut değildir. Yaratıcılıkla ulaşılan bu değerlerin daha iyi anlaşılabilmesi için ülkemizdeki en değerli sanayi kuruluşlarından biri olan Tüpraş’ın piyasa değerinin 6.1 milyar dolar, ulusal markamız THY’nin piyasa değerinin ise 2.1 milyar dolar olduğunu hatırlayabiliriz.

Bu gelişmeler, ekonomik büyümeyi hesaplama yöntemlerine de etki etmiştir ve birçok akademik çalışma ekonomik büyümedeki artışın önemli bir bölümünün iş gücündeki eğitim düzeyinin artışından kaynaklandığını ortaya koymuştur. Birçok ülkeyi kapsayan örnek olay incelemelerinin tümünde, oranı farklılaşmak ile birlikte eğitimin ekonomik büyümeye anlamlı bir katkısının olduğu ortaya çıkmıştır. Hatta Türkiye için yapılan bir çalışmada ekonomik büyüme ile eğitim yatırımları arasında tek yönlü nedensellik bağı tespit edilmiş; ekonomik büyüme eğitim yatırımlarını etkilemese dahi, eğitim yatırımlarının ekonomik büyümeyi etkileyen faktörler arasında yer aldığı görülmüştür. OECD’nin yaptırdığı bir araştırmada, 15 yaşındakilerin temel kabiliyetlerini geliştirebilmeleri halinde Türkiye’nin GSYİH’sinin büyüme potansiyeli %400’e yakın hesaplanmıştır. Bu da ekonomik büyüme için eğitimin ve eğitim yatırımlarının önemini iyice belirginleştirmektedir.

Orta gelir tuzağı ve Türkiye

Bir ekonominin, kişi başına gelir düzeyi açısından belirli bir noktaya ulaştıktan sonra ileriye doğru gitmekte zorlanması ve o düzeyde sıkışıp kalması haline “orta gelir tuzağı” denir. Çok sayıda ülke bu seviyede sıkışıp kaldığı için bu konu özellikle kalkınma iktisadı literatüründe ayrı bir başlık olarak incelenmiştir. Literatürde genellikle bir ülkede kişi başına gelirin ABD’dekinin %58’ini ya da 17 bin ABD Doları’nı geçememesi hali orta gelir durumunu gösterir kabul edilmektedir.

Dünya Bankası ise kişi başına gelire göre yaptığı sınıfl andırmada kabaca bin ABD Doları ile 12 bin 275 ABD Doları arasında kalan ekonomileri orta gelirli ekonomiler olarak kabul etmektedir. Orta gelir düzeyindeki ülke sayısı 1960’larda 100 civarında iken 48 yılda ancak 15 civarı ülke bu sıkışıklıktan kurtulabilmiştir. Sadece bu veri bile kalkınmada orta gelir tuzağından kurtulabilmenin önemini ve zorluğunu ortaya koymaktadır. Türkiye için bu seviyeden yukarıya çıkmak çok daha fazla gayret ve planlama istemektedir. Zira TUİK verilerine göre; Türkiye düşük orta gelir seviyesine ancak 1955 yılında ulaşmış ve o günden bugüne geçen yarım asırdan fazla sürede yüksek orta gelir sınıfından ileri geçememiştir. Orta gelir düzeyinde en uzun süre sıkışıp kalan üç ülke Bulgaristan, Kostarika ve Türkiye’dir. Burada cevaplanması gereken soru, 2023 yılında kişi başı milli geliri 25 bin ABD Doları’na çıkarıp, Dünyanın en büyük 10 ekonomisinden biri olabilmek hedefindeki Türkiye’nin bu sıçramayı ne zaman ve nasıl yapabileceğidir. Eğitim, bir ülkenin “orta gelir tuzağı”ndan çıkışı için gereken inovasyon ve bilgiye dayalı teknolojik ilerlemede ana faktördür. Kişi başına milli gelirin arttırılabilmesi için dönüşümü sağlayacak nitelikli iş gücüne ve genç nüfusa ihtiyaç vardır. Bu da ancak eğitim alanına yapılacak niteliği yüksek ve uzun vadeli bir planlama sonucunda gerçekleşebilir.

Eğitim yatırımlarının durumu

Ülkemizde eğitim/öğretim düzeyinin titizlikle değerlendirilmesi gereği ve bu alana yönlendirilen kamu kaynaklarının da ilerleme için yetersiz kalması yanında, kamu dışı yatırımlardan da eğitimin aldığı payın oldukça düşük olduğu görülmektedir. Yatırımların toplamını oluşturmadığı muhakkak olmakla birlikte son on yılda Yatırım Teşvik Belgesine bağlanan yatırımlardan hareketle bazı sonuçlara ulaşmak mümkündür. Ekonomi Bakanlığı kaynaklarına göre; 2006-2016 arasında teşvik belgesine bağlanmış toplam yatırım adedi 39 bin 42, toplam yatırım tutarı 612 milyar 947 milyon TL ve öngörülen ilave istihdam miktarı ise bir milyon 385 bin 705 kişidir. Aynı zaman aralığında sadece eğitim yatırımları dikkate alındığında bu tutarlar sırasıyla bin 535 adet, 12 bin 196 milyon TL, 111 bin 414 kişidir.

Türkiye’de yatırım teşvik mevzuatının geneli göz önünde bulundurulduğunda teşviklerin esasen istihdam sağlamaya ve ürün kalitesini artırmaya yönelik olduğu hemen anlaşılmaktadır. Yukarıda verilen bilgiler, ilk olarak istihdam yaratma kapasitesi itibariyle incelendiğinde eğitim yatırımlarının neden daha fazla teşvik edilmesi gerektiği açıkça gözükmektedir. Bir milyon TL tutarındaki genel yatırım harcamasının yarattığı istihdam ortalama 2.26 kişi iken eğitim yatırımlarında bu oran 9.13 kişidir. Buradan eğitim yatırımlarının yarattığı istihdam oranının diğer yatırımlar ortalamasının çok üzerinde olduğu, bu nedenle istihdam açısından bakıldığında eğitim yatırımlarının çok daha fazla teşvikle desteklenmesi gerektiği açıkça ortaya çıkmaktadır.

Bu oranlar işin doğası gereği de anlaşılabilirdir. Zira 2006 – 2016 döneminde yatırım teşvik belgesine bağlanan yatırımların büyük kısmı imalat yatırımlarıdır ve esasen makine parkına dayalı üretime yöneliktir. Eğitim sektörünün temel girdisi ise bizatihi insandır. Bu hizmet esasen insana insan ile sunulan emek yoğun bir hizmettir. Eğitim sektöründe kullanılan materyaller ve ekipmanların modernleşmesi ve yüksek niteliğe ulaşması bu durumu özü itibariyle değiştirmemektedir.

Ürün kalitesinin yükseltilmesi noktasında da durum farklı değildir. Eğitim sektörünün ürünü iyi yetişmiş birey ve dolayısıyla nitelikli toplumdur. Bu açıdan bakıldığında belki sağlık sektörünün dışında hiçbir sektörün çıktısı eğitim sektörününki kadar değerli değildir.

Yatırımların teşvik edilmesi ile amaçlanan her iki temel faydayı da birlikte sağlaması nedeniyle eğitim sektörü yatırımlarının öncelikli desteklenen ve hız verilen yatırımlar olması gerektiği muhakkaktır. Ancak veriler bu sonucu vermemekte olup; teşvik belgeli toplam yatırımlar içerisinde eğitim yatırımlarının payı 2016 yılında ancak %2,7’ye ulaşabilmiştir. Bu durum eğitim yatırımlarına sunulan destek ve teşviklerin yeterince özendirici olmadığını ortaya koymaktadır.

Her ne kadar eğitim sektörü 2012 yılından itibaren yatırımlarda öncelikli sektörler arasında sayılmış ise de; gerek mali mevzuatta gerekse değişik tarihlerde yürürlüğe konan ve yatırımlarda devlet yardımlarını düzenleyen kararlarda getirilen avantaj ve teşvikler Türkiye’de eğitimin nicel ve nitel gelişmesini sağlamaya yeterli olmamış ve dolayısıyla ekonomik büyüme eğitim yatırımlarından alması gereken katkıyı alamamıştır.